Mahalleden Öğrenip Kitaptan Bilen

Çocukluğum gecekondu semtinde geçti. Sonradan öğrenmiştim adına varoş dendiğini. Varoş kelimesi soğuktu, benim yaşadığım sıcak mahalle hayatını anlatmıyordu. O zamanlarda çocuklar için mahalle, masallardaki kuyu ya da yolculuk arketipi gibiydi. Bizlerin büyümesini sağladı. Sadece fiziksel anlamda bir büyüme değil elbette. Mahalle hayatı olgunlaştırdı bizleri. Mahalle mektebine gidip mahalledeki arkadaşlarımızla okulda arkadaşlıklarımızı pekiştirdik. Arkadaşımız okula gelmediğinde evine gidip hâl hatır sorardık. Düştüğümüz zaman kaldırılırdık ve düşeni kaldırırdık. Hastalıkta ve sağlıkta hep biz bizeydik. Yaşam alanımız evimizden çok sokaklardı. Oyunlar oynardık birlikte. Rekabet olurdu olmasına da sonunda kazanan da kaybeden de kazanırdı. Küserdik ertesi günü barışmak üzere. Oyuna dalıp zamanı unuttuğumuz çok olurdu. Annemizin sesi gelirdi uzaktan. “Biraz daha anne.” derdik de yine de onların dediği olurdu. Kapımız ve kapılar hep açıktı. İhtiyacımız olduğunda çalacak bir kapımızın olması, bir yere ait olma duygusu, güven verirdi bizlere. Paylaşmayı, yardımlaşmayı, sevmeyi, saygı duymayı mahalle hayatı öğretti bize.

Şimdi çok katlı apartmanlarda, sitelerde oturuyoruz. Komşumuzu görmeden yaşıyoruz. Kiminle kapı komşuyuz bilmiyoruz. Kapısını çalacak bir komşumuz olmadığı için güvende hissetmiyoruz kendimizi, bunun için de güvenlikli sitelerde yaşamayı tercih ediyoruz. Bizleri ve çocuklarımızı koruyan güvenlikler ruhumuzu da koruyabiliyor mu? Güvenlikli sitelerde otursak da içimizde hep bir güvensizlik var. Güvenli değil diye çocuklarımızı evden çok az çıkarır olduk. Bahçeye ya da parka gitmesini de kısıtladık. Canı sıkılan çocuklar kendileri için yeni çözüm yolları geliştirdi. Teknoloji imdatlarına yetişti. Televizyonlar, tabletler, bilgisayarlar ve telefonlar, çocuklara yeni bir oyun alanı oldu. Bu oyun alanı çocuklarımızda, bizde mahallenin yaptığı etkiyi yapmadı. Büyüyemedi çocuklarımız. Büyümeleri gecikti. Belki de bunun için yirmi yaşındaki gençler fiziksel olarak büyümüş olsa da ruhsal olarak çocuk kaldı. Çocukları büyütmek için teknoloji dışında bir yol da elbette kitaplar. Çocuklar kendileri gibi hata yapabilen, tembellik edebilen, zayıf da alabilen, arada bir kötü olabilen, yaptıklarından pişmanlık duyabilen, kıskançlık gösterebilen kahramanların olduğu, eğlenceli metinler okumak istiyorlar.

Çocukların seveceğini düşündüğüm Fikri ile Fahri serisi; mahalle hayatını anlatan, iki arkadaşın başından geçen eğlenceli, komik, bir o kadar da örtülü mesajların olduğu hikâyelerden oluşuyor. Mahalle sakinlerinden Fikri; zeki, sürekli fikir üretebilen, kendisini fikir fabrikası veya fikir arkeoloğu olarak tanımlayan, her çocuk gibi biraz afacan, hata yapan, hatasından ders alan bir çocuk. Fahri yemek dendiği zaman deveye hendek atlatabilen, Fikri’ye göre biraz da hayta bir çocuk. Aralarına sonradan Pehlivan Necmi de katılınca sanki muhteşem üçlü oluyorlar. Üçü de aynı apartmanda oturuyor. Birbirlerine telefonla mesaj göndermek yerine balkondan seslenebiliyorlar. Birlikte kermes düzenleyip Suriye’ye yardım gönderiyorlar. Kimsesiz çocuklara yardım ediyorlar. Hata yaptıklarında özür dilemesini biliyorlar. Velhasıl kelam Fikri ve Fahri bizden, içimizden iki çocuk. Metnin, çizimlerin ve tasarımın güzel uyumundan oluşan seride, çocuklarımızın ve çocukluğunu hatırlamak isteyen yetişkinlerin okuyacağı maceralar anlatılıyor.

Arkakapak - Meryem Uçar

Aralık, 2015