Halil İbrahim İzgi ile, Cüda'nın Öyküsü

Aslen Denizlili olan Halil İbrahim İzgi 1977 yılında Isparta’nın Yalvaç ilçesinde doğdu. İlk öğrenimini Denizli’de tamamladıktan sonra 1988 yılında Beykoz Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde okumak için İstanbul’a geldi. Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nü tamamladı. Çeşitli dergilerde editör ve yazı işleri müdürü olarak görev yaptı. Halkla ilişkiler sektöründe çok uluslu firmalar için metin yazarlığı ve stratejik planlama hizmetleri verdi. Bir dönem Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya’da yaşadıktan sonra İstanbul’a döndü. Şu anda eşi Öznur, kızları Fatma Zehra ve Nurbanu ile Üsküdar’da yaşıyor. Birlikte Masal Bisikleti isimli masal anlatıcılığı projesi için çalışıyorlar. Cüda, İzgi’nin ilk romanı. New York’ta yaşadıklarını kaleme aldığı New York Alaturka ve babalık tecrübelerini not ettiği Bir Babanın İtirafları adında yayınlanmamış iki kitabı daha bulunuyor.

- Hürmet ailesi için yemek tarifleri neden bu kadar önemli idi?
Sofralar önemlidir. Bizi biz yapar. Yanımızda bir ağacı, sebzeyi, meyveyi veya belki bir tohumu bile taşıma imkanımız olmayabilir. Ama yemek tarifleri öyle mi? Elinizde bir tarif varsa her şeye yeniden başlayabilirsiniz. Göçmenlerin, muhacirlerin yeni bir hayat kurarken başvurduğu işlerden biridir lokantalar. Gezdiğim birçok ülkede bunun örneklerini gördüm. Muhacir ailelerinde yemek ayrı bir önem taşır. Kültürün eğlenceli ve bir o kadar da değerli bir parçasıdır. Yemekleri özlemek, eski sofraları özlemekle eşdeğerdedir. Bu nedenle Hürmetler yemeğe önem veriyor.
- Tarık ölmeseydi Cüda yeni bir başlangıç yapabilecek miydi?
Olan olmuştur ve ihtimaller ihtimal dışı kalmıştır. Hayatımızda kararları vermek yaş ilerledikçe kolaylaşacağına zorlaşır. İronik bir şeydir. Yaşımız ilerledikçe daha çok şey bilip daha kolay kararlar vereceğimizi düşünürüz ama yaşadığımız günler bunun tam tersini gösteriyor. Tarık ve Cüda’nın birlikte yaşadıkları her gün, onlar için yeniden başlamak gibiydi. Cüda’yı yazarken sorulara cevaplar bulmak yerine yeni soruları akla getirmek amaçlarımdan biriydi. İnsanlar onları hatırladıkça yaşarlar, bu anlamda Cüda ile Tarık’ın zaten yeni bir başlangıç yaptıklarını söyleyebiliriz.
- Cüda Bosna’ya gelirken Celal Hürmet’le ilgili ne bulmak istiyordu?
Bosna-Hersek’e gidişlerimde bana hep şu soru sorulur: Defalarca niye gidiyorsun? Ne arıyorsun? Ne aradığımı bilmiyordum. Ne arayacağımı bile bilmiyordum. Sadece bazı duygular beni oraya yönlendiriyor. Sebeplerimi bilsem belki benim için çok cazip olmayacak. Celal Hürmet, yolun başlangıcındaki bir figür ve gizemle dolu bir insan. Kalem değil kelam ehli. Az iz bırakmış. Bir bakıma kendini gizlemiş. Geçmişinden kaçmamış ama onun içine de hapsolmamış. Bulmak istediği şeyi bilmiyordu Cüda. Sadece el yordamıyla, hisleriyle aile arkeolojisi dediğimiz şeyi yapmaya çalışıyordu.
- Sürekli göç halinde bulunmak muhacir bir ailenin milli birlik ve beraberlik duygularını nasıl etkiler?
Millet kavramı çok değişkenlik gösteriyor. Bugün Türkiye’nin bir yerinden diğerine gitsek göç etmiş sayılır mıyız? Bosna’dan her ne kadar güç şartlarla ayrılsalar da aynı vatanın başka bir parçası olan Filistin’e göçtüler. Evet evlerinden uzaklardı ama vatanlarındalardı. Esas yıkımın ikinci yer değiştirme sırasında yaşandığını düşünüyorum. Filistin’in İsrailleşmesi süreci büyük bir travma yaşatıyor. Bundan sonra ailenin yaşadıkları katmerleniyor.
- Okulla ilgili unutamadığınız bir anınız var mı?
1988 yılında okula ilk adım attığım günlerde, şöyle düşünmüştüm: Burada sekiz yıl okuyacağım nasıl geçecek acaba? O okulun bir ömür boyu sürecek bir kimlik vereceğini bilmiyordum o zamanlar. Unutamadığım anılarım bir hayli fazla. Birini aktarayım: Kötü bir öğrenciydim. Sınıfı zar zor geçiyordum. Lisede bir dönem notlarım nasıl olduysa iyi geldi. Teşekkür belgesi almaya hak kazanmışım. Ama müdür yardımcımız benim o belgeyi alacak ortalamaya sahip olamayacağımı düşündüğü için zahmet etmemiş. Karneyi aldıktan sonra gidip belgeyi almıştım. Hocamızla karşılıklı gülmüştük. Hayat sürprizlerle dolu.
- Yazarlık serüveninize KAIHL’nin etkisi nedir?
Cüda’yı niye yazdığımı düşünürken yolum KAİHL’ye düştü. Öğrencilik günlerimizde Bosna Savaşı vardı. Okulda bilinç üst düzeydeydi. Cephe komutanlarının isimlerine varıncaya kadar bilirdik. Teneffüslerde, hafta sonları hep savaşın gidişatı hakkında konuşurduk. Cuma akşamları Bizden Bize adlı bir program olurdu biz daimi yatılılar arasında. Orada Naci Yorulmaz kardeşim Bosna Hersek Milli Marşı’nı okurdu, Boşnakça. Cemalettin Latiç’in yazdığı marş. Onu dinler hüzünlenirdik. Alija’yı hiç görmedim ama hep özledim. Hala çok özlüyorum. Her gidişimde Kovaçi Şehitliği’nde mezarını ziyaret ederim. Dolayısı ile yazmak için gerekçelerim KAİHL’de birikmiş. Bir de Seher gibi güzel bir dergi çıkıyordu okulda. Mustafa Demiray, Mahmut Özdil ve Kerem Abadi benim her zaman hayranlıkla okuduğum kalemlerdi. Hala kendilerine ve yazdıklarına büyük saygı duyarım.
Diğer yandan öğrenciler arasında bir şeyler okumak yaygındı. Uzun Ramazan günlerinde Cevdet Bey ve Oğulları’nı bitirmiştim. İftara kadar vakit geçsin diye. Ölü Ozanlar Derneği’ni öğle yemeğinde masadaki bir arkadaştan alıp akşam yemeğinde geri vermiştim. O zaman okumak bize dünyanın kapılarını açıyordu ve çocuk yaşlarda kazandığımız okuma disiplini yazmanın kapılarını açmakta anahtar oldu. Edebiyat öğretmenimiz Ferhan hocama da yazmaya yüreklendirdiği için ayrı bir teşekkür borcum olduğunu düşünüyorum.
- Masal bisikleti nasıl gidiyor?
Masal Bisikleti çok güzel gidiyor. Yakında Türkiyenin ve dünyanın ilk masal dergisine dönüşecek nasipse. Ailece, eşim ve çocuklarımla birlikte kurduğumuz bir hayaldi. Şu anda geldiği yere bakınca birlikte hayal kurup ardında koştuğumuz bir aile nasip ettiği için Allah’a ne kadar şükretsem az.

SEHER Kültür Sanat Edebiyat Dergisi

Mayıs 2017

Cüda