"Öykü" kategorisi kitapları.

On üç öykü, on üç yazar, on üç şarkı...
Benim Şarkım’da birbirinden farklı melodilerle bezenmiş hayat hikayeleri bulacaksınız.

Gamzedeyim Deva Bulmam, Shape of My Heart , Gözlerinin İçine Başka Hayal Girmesin, Sürgün Gibi Masallarda, Ya Evde Yoksan gibi farklı türlerden şarkılarla bezenmiş öyküler edebiyat meraklılarını bekliyor.

Cihan Aktaş - Misafir Odası
Bülent Ata - Beyaz Elbise
Fatma Atıcı - Altın Kafes
Ahmet Büke - Tatyos Efendi’nin Uşşak Şarkısı ile Büyüyenler
Zeynep Delav - Ölüyorum Kederimden
Sedat Demir - Zippo J03
Esra Demirci - Yalan Yanlış Aynalarda
Melike Günyüz - Mavi Kanepe
Fatma Akkubak İşler - Ya Evde Yoksan?
Yıldız Ramazanoğlu - Selma’nın Yükselen Yıldızı
Güray Süngü - Evvel Ahir, Batın Zahir
Yunus Emre Tozal – Adını Sen Koy
Sadık Yemni - Şarkımı Geri Aldım


İçinize Attıklarınızı, İçine Alan Kitap: Hiç
Üzüldüğümüz, incindiğimiz, sevindiğimiz ve sevdiğimiz yer, yüreğimizse eğer hepimizin derdi aynı: “Beni kimse anlamaz ki!”
İnsanların hep aynı şeylere ağlayıp, aynı şeylere güldüğüne dair bir ortaklığı gün yüzüne çıkarıyor: HİÇ.
“Ben annemi istiyorum!” dedirten yorgunluğu… Zamansız gelen durgunluğu...
Nerede ve kimlerle yaşıyor olursak olalım, hepimizin kendi içimizdeki tek kişilik alemde yaşıyor olduğumuzu anlatıyor: HİÇ.
Üzülmeye ve yorulmaya “alışmak”, suretiyle direnmeyi, ayakta kalmayı öğrendiğimizin farkına vardırıyor: HİÇ

Uzaktan bakınca herkesin mutlu sanıldığı şu dünyada, hepimiz, henüz noktası konmamış hikâyeleriz. Yıllarca yürek sandığında sakladığımız, bir öfke anında buruşturup attığımız sayfaların yer aldığı bu eser, sizi size anlatıyor.

Ve diyor ki:
“Kalp atışı!” belki de kalbin içine attıklarını, dışarı atmaya çalışırken olan şeydir, kim bilir!..


İnsan neler saklıyor içinde! Sizin için, başkalarının hayatını merak eden sevgili okurlar; sizler ve birçokları için hatta şu anda bilgisayarın başında bu öyküyü yazmak için kıvranıp duran, ruhlar ülkesinden bir ruh seçip bana hediye eden, aklımdan geçenleri okumak isteyen, kelime kelime beni var etmeye çalışan çok sevgili yazar, senin için de bu öyküleri anlatıyorum. Lübyana’ya Bir Bilet kitabında artık yaşlanan bir matadorun son meydan okumasını, babası yaşında bir adamla zorla evlendirilen Gece’nin dramını, komadaki annesinin uyanmasını bekleyen Mavi’yi, kurduğu yuva kendi hapishanesine dönüşen ev hanımı Şükran’ın pişmanlıklarını bulacaksınız. Arzu Alkan Ateş, Türkçe’nin bütün olanaklarını kullanarak, deneysel ve cesur bir üslupla kaleme aldığı öyküleri ile Erdem Kültür’de. Her bir öyküde hem Türkçe’nin tadına varacak hem de edebiyatımızın yeni yeteneğinin rehberliğinde her öyküde sarsıcı yolculuklara çıkacaksınız.


15 Temmuz Türk Milletinin Anıları Yakın tarihinde çok sayıda darbeye şahitlik etmiş Türk milleti için 15 Temmuz önemli bir milat. Zira halk ilk defa iradesine ipotek koymak üzere sokaklara inen darbecilere bir direniş destanıyla karşı durdu. Ordusunu, askerini, tankını, tüfeğini hatta savaş uçaklarını gasp eden darbecileri çıplak elle ve tekbirlerle durduran Türk milleti ikinci Milli Mücadele'nin de fitilini ateşledi. Ankara ve İstanbul'da 240 vatandaşın şehit olduğu, 2195 kişinin de yaralandığı darbe girişimi geride ibret dolu hikâyeler bıraktı. Toplumsal kutuplaşmadan, ayrışmadan söz edilerek karşı karşıya getirilmeye çalışılan her kesimden, her dünya görüşü ve inançtan, siyasi düşünceden binlerce vatansever bayrak ve vatan için gözünü kırpmadan canını siper etti. Okçular Tepesi 15 Temmuz Türk Milletinin Anıları, o gece Şehitler Köprüsü'nde, Çengelköy'de, Saraçhane'de, Atatürk Havalimanı'nda, Genelkurmay Başkanlığı'nda, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaşanan destansı mücadelenin satır başlarını bir araya getiriyor. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'ın şehit Erol Olçok için kaleme aldığı yazının da yer aldığı Okçular Tepesi'nde Yıldız Ramazanoğlu, Ayşe Sevim, Turgay Bakırtaş, Suavi Kemal Yazgıç, Hüseyin Akın, Eda Tezcan, Doğukan İşler ve Çiğdem Tavkul gibi isimler de 15 Temmuz akşamı tarihe geçen yaşanmışlıkları hikâye etti. “Ama benim beklediklerim gelmedi. Köprüye doğru yürümeye başladım. Bu sefer beni kimse durdurmadı. Çünkü artık korkunç sesler yoktu. Babamı getireceğini söyleyen Rıfat ağabeyi gördüm. ‘Rıfat ağabey benim, ben Oktay. Babam, babamı gördün mü?’ Sesin sahibini arayan bakışlarla etrafını süzdü. Beni görünce sağ kolunu açtı. Diğer kolu sargılıydı. ‘Gel bakalım Oktay.’ dedi. O hâliyle beni kucağına aldı. Köprünün girişine doğru yürümeye başladı. Bana sabaha kadar köprüde yaşananlardan bahsetti. Biraz üzüntülü biraz güzel şeyler anlattı.”


15 Temmuz Türk Milletinin Anıları Yakın tarihinde çok sayıda darbeye şahitlik etmiş Türk milleti için 15 Temmuz önemli bir milat. Zira halk ilk defa iradesine ipotek koymak üzere sokaklara inen darbecilere bir direniş destanıyla karşı durdu. Ordusunu, askerini, tankını, tüfeğini hatta savaş uçaklarını gasp eden darbecileri çıplak elle ve tekbirlerle durduran Türk milleti ikinci Milli Mücadele'nin de fitilini ateşledi. Ankara ve İstanbul'da 240 vatandaşın şehit olduğu, 2195 kişinin de yaralandığı darbe girişimi geride ibret dolu hikâyeler bıraktı. Toplumsal kutuplaşmadan, ayrışmadan söz edilerek karşı karşıya getirilmeye çalışılan her kesimden, her dünya görüşü ve inançtan, siyasi düşünceden binlerce vatansever bayrak ve vatan için gözünü kırpmadan canını siper etti. Okçular Tepesi 15 Temmuz Türk Milletinin Anıları, o gece Şehitler Köprüsü'nde, Çengelköy'de, Saraçhane'de, Atatürk Havalimanı'nda, Genelkurmay Başkanlığı'nda, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaşanan destansı mücadelenin satır başlarını bir araya getiriyor. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'ın şehit Erol Olçok için kaleme aldığı yazının da yer aldığı Okçular Tepesi'nde Yıldız Ramazanoğlu, Ayşe Sevim, Turgay Bakırtaş, Suavi Kemal Yazgıç, Hüseyin Akın, Eda Tezcan, Doğukan İşler ve Çiğdem Tavkul gibi isimler de 15 Temmuz akşamı tarihe geçen yaşanmışlıkları hikâye etti. “Ama benim beklediklerim gelmedi. Köprüye doğru yürümeye başladım. Bu sefer beni kimse durdurmadı. Çünkü artık korkunç sesler yoktu. Babamı getireceğini söyleyen Rıfat ağabeyi gördüm. ‘Rıfat ağabey benim, ben Oktay. Babam, babamı gördün mü?’ Sesin sahibini arayan bakışlarla etrafını süzdü. Beni görünce sağ kolunu açtı. Diğer kolu sargılıydı. ‘Gel bakalım Oktay.’ dedi. O hâliyle beni kucağına aldı. Köprünün girişine doğru yürümeye başladı. Bana sabaha kadar köprüde yaşananlardan bahsetti. Biraz üzüntülü biraz güzel şeyler anlattı.”


Zeki Bulduk “atları” alıp bir yolculuğa çıkıyor ve çıkarıyor. Taşrada doğanlar, taşrada kalanlar, oradan ayrılıp kendine yeni bir hayat kuranlar, oradan ayrılamayanlar, oradan çıkıp üniversite okuyan gençler ve katıldıkları eylemler, yaşadıkları aşklar, analarının kuzusu çocuklar, çocukluğun hüzünlü fakat güzel hatıraları arasında bizleri dolaştırıyor. Bozkırın öykülerini bozkırın sesleriyle, Neşet Ertaş’ın ve Mahzuni’nin türküleriyle birlikte anlatan Bulduk; bu toprakların hüzünle ve acıyla yoğrulmuş hikâyelerini çocukluğun masumiyeti ve duygusallığı ile yan yana anlatıyor. Çocukluğa ve bozkıra dair bir özlem, bu özlemin sonucunda bir hatırlama atalarla bozkırın ruhunu hatırlatma çabası Bulduk’un kaleminde şekilleniyor. “Bendeki yorgunluğu annen anlar mı? Bilmiyorum, ama o uçsuz bucaksız atlar anlar sanırım. Üzerinden unutulmayan, acıtan bir tarihin geçtiği, yabanımsı, dizginlenemeyen atlara anlatmak istiyorum bu yorgunluğu. Öyle, ansızın kaybolmuştu atlar. Birileri, “Öldüler” diyordu. Sen, “Gittiler” diyordun. Zaten hiçbir zaman acımasız değildin. Bir umut mutlaka olurdu senin sözünde. O atlar, bir gün geri döneceklerdi. Tıpkı senin gibi gitmişlerdi. Fakat sen dönmeyecektin! Ya atlar da dönmezlerse? Yelelerinde muradımın asılı gittiği atları, yalnız düş bahçelerimde mi görecektim?”